4 Ekim 2008 Cumartesi

Japon Piramitler

Mu Medeniyeti Kalıntıları :

1985 yilinda Japonya'nin Okinawa Adasi yakinlarindaki Yonaguni'nin aciklarinda dalis yapan bir balikadam, hic beklemedigi bir goruntuyle karsilasti. Suyun metrelerce altinda, dipte, derinlere dogru alcalan basamaklariyla garip bir antik kalinti uzaniyordu onunde. Ilkin goz yanilmasi sandi, basamaklara yaklasip inceledi, yapinin cevresini dolastikca saskinligi daha da artti. Bilinmez bir zamandan beri suyun altinda yattigi belli olan bu basamakli yapi, duzenli kivrimlara, son derece hassas acilara sahipti. Balikadam, sudan cikar cikmaz bildigi her yere bu bulusunu haber verdi. Yonaguni sularinin dibindeki bu esrarengiz yapinin sirri henuz tam olarak cozulebilmis degil. Ama seksenlerden bu yana dalis yapanlarin oldugu kadar, jeologlarin ve arkeologlarin da ilgi odagi. Japonya, Asya'daki cogu ulke gibi, antik caglara uzanan bir tarihe ve zengin bir kultur birikimine sahip. Okinawa ve dolaylarinda, zaman zaman 3000 yillik kalintilara rastlaniyor. Ama suyun altinda bulunan ve yapisi itibariyle bir "basamakli piramit" izlenimi veren buluntunun ne zaman, kimler tarafindan yapilmis olabilecegi uzerine kimsenin fikri yok.Aslina bakilacak olursa, bu yapinin "insan yapisi" oldugu da simdiye dek resmen kabul edilmis degil. Isin icinden cikamayan arkeologlar ve ortodoks jeologlar, bu dumduz basamaklarin dogal ik ve "insan yapisi" izlenimi veren bir bulguya hicbir yerde rastlanmadi. Adanin aciklarindaki bulgular aciklandiktan sonra inceleme yapmak icin gelen bilimadamlari arasinda, Sfenks uzerinde calismalar yapan Boston Universitesi'nden Dr Robert Schoch ile bu calismayi birlikte gerceklestirdigetkilerle olusmus olabilecegini belirtiyorlar ama hic de inandirici olamadiklarinin da farkindalar. Suyun, basincin, yer hareketlerinin zaman zaman olusturdugu duzgun yuzey sekillerine bazi yerlerde rastliyoruz. Ama Yonaguni'deki gibi duzgun, sasirtici derecede simetri John Anthony West de vardi. Dr Schoch, ilk dalista uzun uzun Yonaguni kalintilarini inceledi ve gorusunu net bir bicimde acikladi: "Bu kayaliklar kesinlikle insan yapisi ve tahmin edebilecegimizden cok cok daha eski. Asagi yukari, 10.000 yillik!" Ayni yorumu, John Anthony West ve Japon uzman jeologlar da yaptilar. Yuzlerce fotografi dunya basinina dagilan ve uzun sualti filmleri bircok televizyon kanalinda yayimlanan Yonaguni binasi, artik, son iki yildir butun dunyada yakindan taniniyor. "Tanrilarin Parmak Izleri" adli kitabiyla sansasyon yaratan Graham Hancock da "Yitik Uygarligin Pesinde" adli dizi icin burada dalis yapti ve Yonaguni'nin basamaklarini inceledi. Hancock'a gore dumduz, doksan derecelik acilarla inen basamaklarin yanisira, kosegenlerde oyulmus duzgun ve orantili hendekler, dort ayri yerdeki "sutun yerlestirme yuvalari", bu yapinin kesinlikle bir antik kalinti, hatta daha da iddiali bir cumleyle, bilinmeyen bir donemden kalma "basamakli piramit" oldugunu gosteriyordu. Schoch'un dusuncesiyle birlestirildiginde, Japon sularinin dibinde yatan bu cok eski ve bilinmez mimarlarin eseri olan yapi, M.o. 11.000 dolaylarindaki buzul erimesi sonucu denizlerin yukselmesiyle derinlere inmis bir "yitik uygarlik kalintisi" izlenimi veriyor. Ne var ki, ortodoks akademisyenler, karsi hicbir kanit one surememelerine ragmen Yonaguni buluntulari hakkinda yorum yapmak icin "erken" oldugunu, "insan yapisi" olmama ihtimalinin uzerinde durulmasi gerektigini soyluyorlar. Son bir yildir, Yonagoni'deki arastirmalar yogunlasmis durumda. Eger cevrede en kucuk bir hiyeroglif, bir resim, bir kucuk esya ya da heykel bulunursa, belki de butun dunyanin tarihine iliskin bilgiler soyle bir sarsilacak. Adi ister Atlantis olsun, ister Mu, ister Lemuria; bilinmeyen tarih caglarindan ses vermeye baslayan bir "yitik uygarlik", doksanlarin basindan bu yana iyiden iyiye hissedilir hale geldi.

Piramit Pasta



Piramit Pasta

Malzemeler:

500gr pötibör bisküvi
150gr tereyağı
4 yemek kaşığı kakao
1 su bardağı süt
yarımşar su bardağı ceviz/ incir/ kayısı
2-3 yemek kaşığı hindistan cevizi

Hazırlanması:

Tereyağını eritip süt ve kakao ile karıştırın.
Bisküvileri kırıp yemişlerle beraber sütlü karışıma ekleyin. Karışımı streçe veya folyoya sarıp piramit şekli verin.
Pastayı buzlukta 2-3 saat bekletin. Donunca hindistan cevizi serpip dilimleyerek servis yapın.

Türk Piramitleri ve Gizlenen Sır

UYAN TÜRKOĞLU TARİHİNE SAHİP ÇIK !!!!

Saklanmaya Çalışılan Büyük Sır :


ŞOK OLMAYA HAZIR OLUN.....!!!!
Bu Fotograf tarafımdan 05:10:2008 tarihinde saat:02:00 de Google Earth sayesinde
Uydu üzerinden çekilmiştir:
Buyrun size Koordinatlar: 34°21'44.48"N 108°37'50.88"E
Tek yapmanız gereken Google Earth arama kısmına bu koordinatı yazıp enter lamak....
ORTA ASYADAKİ TÜRK PİRAMİTLERİ:
Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yer
alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta Qin Ling Shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır; BEYAZ PİRAMİTBeyaz Piramit’in ikinci dünya savaşı sırasında Çin’e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez Life dergisinde yayınlanmıştır.Bu piramitleri araştırmak üzere1994 yılında Şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan Alman bilim adamı Hartwig Hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. Hausdorf’a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500’ler civarındadır.Bölge Çin Halk








Cumhuriyeti tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı Piramitler içerisinde bulunan Mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.Türk Bilim adamı Kazım MİRŞAN yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısır’a M.Ö 3000 Yıllarında Doğu Anadolu’dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım MİRŞAN’ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000’li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse




Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır’a Ön-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır.Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır.Ayrıntılı bilgi için Ön-Türk Uygarlığı Araştırmaları Merkezi ve Töre Yayın Grubu tarafından basımı yapılan Haluk TARCAN’ın “Ön-Türk Uygarlığı – Resmi Tarihin Çöküşü” (2. Baskı) adlı eserine bakabilirsiniz.

Saklanan Türk Piramitleri

Uygur bölgesinde bulunan, Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan Türklerdir. Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır. Çünkü bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut. Arkeologların dahi girişine kati surette izin verilmiyor. Çünkü dünya




tarihinin tekrar yazılması gerekebilir.Bugün Çin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta qin ling shan dağlarında Ön-Türk

uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır;

BEYAZ PİRAMİT
Beyaz Piramit’in ikinci dünya savaşı sırasında çin’e yardım malzemesi götüren bir C-54

uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez

life dergisinde yayınlanmıştır.Bu piramitleri araştırmak üzere 1994 yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan alman bilim adamı hartwig hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. hausdorf’a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500’ler civarındadır.Bölge çin tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı piramitler içerisinde bulunan mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.
Piramitlerin ebat, orijinal şekil ve büyüklükleri ,dikkat çekmemesi açısından Çin hükümeti tarafından maksatlı olarak tahrip ve kamufle edilmiştir.Piramitlerin üst tarafları kesilmiş ve üstleri toprakla doldurulup, kamuflaj amacıyla ağaçlandırılmıştır .Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek;

Maya Aztek Piramitleri
















Mayaların kehanetlerle dolu takvimi kendi sonlarını da ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Mayaların bu öngörüsüne, modern insan sadece 12 yıl önce bilimsel açıklama getirebildi. Maya Uzmanı Astrofizikçi Cotterell, "Vatico Latin Kitabesi"ne göre Aztekler'in Mayalar'dan farklı olarak daha önce yaşanılan dört çağı farklı ezoterik (gizli öğreticilik) ve sembolik üsluplarla anlattığını söylüyor. Üstelik Cotterell bu çağlarda adı geçen tanrıları Yazıt Tapınağı'ndaki mezarların üstündeki "Palanque Kapağı"nda da keşfetmeyi başardı. Bu çağlara ilişkin bilgilerin ayrıntıları şöyle; * Birinci Güneş Çağı: (Matlactili) 4008 yıl süren bu çağda yaşayanlar mısırla beslenen devlerdi. Güneş, su tarafından yok edilmişti. İnsanlar balıklara dönüştürülmüştü. Bazıları bu afetten sadece Nene ve Tata adında bir çiftin, su kenarında yaşayan bir ağaç tarafından kaçırılıp kurtarıldıklarına inanmıştı. Diğerleri ise, sular çekilinceye kadar bir mağaranın içine saklanarak kurtulan yedi çift olduğunu savundu. Bu çağda hüküm süren tanrıça Tlaloc'un karısı (Yeşim Etekli Tanrıça) Chalchiuhtlicue'dir.
MAYMUN İNSANLAR * İkinci Güneş Çağı: (Ehecatl) 4010 yıl süren bu çağda yaşayanlar Acotzintli diye bilinen yabani bir meyve yiyerek besleniyorlardı. "Güneş Ehecatl" (Rüzgâr Güneşi) tarafından yok edilmişti. İnsanlar maymuna çevrilmiş, ağaçlara tutunmak suretiyle hayatta kalabilmiştir. Bir kadın ve bir adam, bir kayanın üzerinde durarak yıkımdan kurtulmuşlardı. Bu çağa "Altın Çağ" denir ve "Rüzgâr Tanrısı" hüküm sürerdi. * Üçüncü Güneş Çağı: (Tleyquiyahuillo) 4081 yıl süren bu çağda insanlar "İkinci Güneş"ten kurtulanların torunlarıdır. Tzincoacoc adlı bir meyve yiyerek beslenen bu insanların yaşadığı dünya, Chicunahui Ollin günü denilen yangınla yok oldu. Bu çağa "Tzonchichiltic" (Kırmızı Kafa) adı verilmiştir ve "Ateş Tanrısı" tarafından yönetildiğine inanılırdı. * Dördüncü Güneş Çağı: (Tzontlilac) 5026 yıl önce başladı. Tula'nın kurulduğu bu çağa Tzontlilac (Siyah Saç) adı verilir. İnsanlar kan ve ateş yağmuru sonrasında açlıktan ölmüşlerdir. MAYALARIN ÇÖKÜŞÜ Maya uzmanlarından Brooks, Mayalar'ın çöküşünü, M.S. 600 ve 1100 yılları arasında tropikal enlemlerde baş gösteren iklimsel nemliliğin değişimine bağladı. 10 derece ve 20 derece Kuzey enlem bölgelerinin, sert iklim dalgaları bakımından oldukça hassas olduğu bugüne kadar pek çok araştırmacı tarafından dile getirildi. Harvard Üniversitesi araştırmacılarından Sheret S Chase de benzer şekilde M.S. 790 ve 810 yılları arasında Maya Uygarlığı'nın kuraklığa maruz kaldığını iddia etmiştir. Mayaların çöküşüyle ilgili merak uyandıran asıl konu Mayalar'ın çöküş dönemi sırasında Güneş'le ilgili manyetik bir tersinirlik bekledikleriydi. Onlar bu tersinirliği güneş ışın bombardımanının artışı, bebek ölüm oranı artışı ve nesil tükenmesi olarak gösterdi. Ancak Mayalar daha bu olaylar baş göstermeden böyle bir şeyle karşılaşacaklarını biliyordu ve bu bilgilerini takvimlerine işlemişlerdi.
260 GÜNLÜK DÖNGÜ Mayaların ağaç kabuklarına yazdıkları günümüze kalabilmiş en eski kitapları olan Dresden Kitabesi'nde de Mayaların 260 günlük döngü üzerinde yoğunlaştıkları görüldü. İlk başta kimi uzmanlar belirli bir periyotta kendini tekrar eden günler zincirinin, herhangi bir göksel ritimle alakasının olmadığı yorumunu yaptı. Ancak, bu döngünün güneşin değişen kutup ve ekvatoral manyetik alanlarıyla yakından ilişkili olduğu, daha sonra yapılan bilimsel çalışmalarla net bir şekilde ortaya kondu. Fakat yine de bu döngünün kesin bilimsel temellere oturtulabilmesi, sadece, son on iki yıldaki uzay çağı araştırmaları ve uzay yolculukları sayesinde yapılabilen modern astronomik gözlemler kullanılarak mümkün oldu. Bizim en son uzay araştırmalarımızın sonunda fark ettiğimiz 'güneşin manyetik tersinirliğinin zamanını ortaya çıkaran döngünün önemini ve varlığını' Mayaların anlayabilmeleri gerçekten nasıl gelişmiş bir uygarlık olduklarının kanıtıdır.
Aztekler'de gizli öğreticilik Binlerce yıldır gizemi çözülemeyen Maya Uygarlığı, esrarını korumaya devam ediyor. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Meksika’da yapılan araştırmalarda bölgenin gizemli uygarlığının izine rastlayan arkeologlar, sık ormanların içinde sanki doğa tarafından saklanmış gibi duran, dev taş anıtların ve tapınakların sırrını çözmek için araştırmalarını yoğunlaştırdılar. Bu balta girmemiş ormanlarda, Mısır piramitlerini andıran büyük taş tapınakların ve görkemli piramitlerin ne işi vardı? Nasıl, ne zaman, kimler tarafından yapılmışlardı? Üstelik bu dev taş binaları yapanlar Mısır hiyerogliflerine benzeyen yazılarla eserlerini süslemişlerdi de…1869 yılında Fransız din adamı Brasseur De Bourbourg’un, Madrid Kraliyet Kütüphanesinde, bölgeye ilk gelen rahip Diego De Landa’nın eski kayıtlar arasında kaybolmuş ‘Relacion De Las Cosas De Yacatan’ adlı günlüklerini bulması, Batı’nın Mayaları anlamaya başlamasındaki en önemli adımlardan biri oldu… Yucatan ise bugünkü hali ile de çok güzel…
MAYALARIN YERLEŞİM ALANLARI: Yucatan-Campeche-Tabasco-Chiapas-Gautemala-Honduras
Orta Amerika’da kendi dönemlerinin en büyük uygarlığını yaratan Mayaların yerleşim alanları, bugünkü Meksika’nın Yucatan, Campeche, Tabasco ve Chiapas eyaletlerinin yanı sıra, Gautemala’nın tamamını, Honduras’ın da büyük bir bölümünü kapsıyordu. İ.Ö.600 yıllarına kadar süren bu şaşırtıcı ve gizemli uygarlığın kültürüyle ilgili araştırmalar derinleştikçe, sahip oldukları kadim bir bilgi birikimleri olduğu ortaya çıktı. Ne yazık ki, Mayalara ait ‘codex’ adını verdiğimiz az sayıda birkaç belge dışında elimizde sadece dev tapınakları ve piramitleri var… Mayalardan bazıları, atalarından kalan tüm kültürün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlar anlamaz anlatıları yazıya geçirme gereksinimi duydular. 19.YY. da kendi dilleriyle ama Latin alfabesi kullanılarak yazılan "Popol Vuh" adlı büyük destanları ve ‘Jaguarlar’ adıyla bilinen bir grup rahibin yazdığı ‘Chilam Balam’ adlı eserleri bu kaygıyı taşıyordu. Mayalar, dünyanın ‘dört güneş’ yaşayıp tamamladığını; halen Beşinci Güneş’i yaşamakta olduğumuzu anlatırlar. Bu inanışa göre Dördüncü Güneş’in sonunda su elementiyle ilgili felaketler, yani büyük seller ve sağanaklar yaşanmıştı. Tıpkı Tufan mitlerinde olduğu gibi. Beşinci Güneş’in sonunu da, büyük depremler getirecekti. Atalarından Mayalara sözlü gelenekle aktarılan mitlerde hep yinelenen bu evrensel döngüden söz edilmektedir. Mayaların bütün sanat yapıtlarında, mimarilerinde, tapınak süslerinde, bilinçaltında yaşayan bu yok oluşun getirdiği korkunun izlerini buluruz. Aynı üslup, çok daha sert biçimde Toltek ve Aztek kültürlerine de taşınmıştır. Bu nedenle, C.W.Ceram haklı olarak Orta Amerika uygarlıklarını ‘Korku İmparatorlukları’ olarak niteler.
AZTEK TAKVİMİ Dairenin merkezinde, geride kalan dört çağ ve şu an içinde bulunduğumuz beşinci çağı simgeleyen glifler görülüyor. Aztek modeline göre de, Mayalarda olduğu gibi, içinde bulunduğumuz ‘Beşinci Güneş’, son çağdır. Ama onlar, bitiş yılını Mayalar kadar büyük bir kesinlikle bilmezlerdi ve takvimlerinde işaretli değildi. Biçimsel olarak, Güney Amerika’daki İnka uygarlığının kozmolojisinde de dünyanın tarihine ve evrendeki döngülere ilişkin Maya ve Azteklere oldukça paralel bir anlayış karşımıza çıkar. And Dağları’nın bu egzotik imparatorluğunun sakinlerinin de uzak atalarından dünyanın belli kritik tarihsel evreleri birer birer tamamlandığına ilişkin bir geleneği teslim aldıklarını görürüz.
DRESDEN KİTABESİ Mayaların en eski kitapları olan Dresden Kitabesi'nde de 260 günlük döngü üzerindeki bilgilerinin kökeni hala sırrını saklıyor. Mayalar kimdi? Bütün bunları nereden nasıl öğrenmişlerdi? Kehanet niteliği de taşıyan, kadim astrolojiyi hatta astronomiyi günümüzdeki bilim adamlarından daha iyi bilen Aztek-İnka-Maya uygarlıkları sırlarını ve hala bulunmamış gizli kitabelerinin sırlarını bize ne zaman açacak?
Gerçekten de, bizim en son uzay araştırmalarımızın sonunda fark ettiğimiz 'güneşin manyetik tersinirliğinin zamanını ortaya çıkaran döngünün önemini ve varlığını' Mayaların binlerce yıl önce anlayabilmeleri ve bu bilgilere uygun astrolojik/astronomik/matematik hesapları kullanmaları gerçekten nasıl gelişmiş bir uygarlık olduklarının kanıtıdır.

Mısır Piramitleri


Piramit Eski Mısırlılar tarafından kraliyet mezarları olarak inşa edilen kare tabanlı, üçgen kenar yüzleri en zirvede birleşen tipik bir duvar işçiliğine sahip mimari yapı.Mısır Piramitlerin gizemi hala çözülmüş değil. Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç kez tur attıktan sonra geri döndüler fakat, içlerini göremediler. Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girdiği belirtilir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler olarak) Mısır’da yer alan piramitler Dünyanın 7 Harikasından biri olarak bilinir. Ehramlar olarak da bilinen Mısır piramitleri, çoğu eski ve orta krallık döneminde Mısır krallarının (Firavun) mezarları üstüne yapılmış büyük anıtsal yapılardır. Orta ve Güney Amerikada Mayalar, Aztekler ve İnkalar tarafından benzer yapılar yapılmıştır, ama gerçek piramitler Mısırdadır.
Düz Yüzeyli PiramitlerDaha sonraki piramitlerin dış yüzeyleri çıkıntısız, düzdü. Bu, belki de, kralın Günes tanrısı Ra'ya Tırmanabiliceği güneş ışınlarını temsil etmesi icin bu şekilde yapılmıştı. Bu piramit Abusir'deki Kral Sabure'nin piramidi asıl alınarak yapılmıştı.Vadi ile cenaze tapınakları bir kapalı ara yolla birbirine bağlanırdı.

Basamaklı Piramitler İlk yapılan piramit kralın mimarı İmhotep tarafından kral Zoser için yapılan Zoser piramididir. Bu piramit 547.278 m'lik çok geniş bir duvarla çevriliydi. Duvarın içindeki alanda dış yüzeyleri ince işlemelerle süslü yapılar vardı.İçleri moloz doluydu.Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadir. Ziyaretçileri pek keops piramidine sokmadıklaıi bunun nedeninde piramidin koridorlarının çok dar ve dik olması olduğunuda duydum. Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyormuş(149.504.000km)Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyormuşTaban cevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyormuşPiramidin içinde dünyanın ağırlıgı yaziyormuşPiramidin tam olarak dünyanın merkezinde bulunuyormuşPiramidin çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek,piramitteki 2.5 milyon taçın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş oluyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştırPiramitlerle ilgili diger bilgiler: Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Bu taşların temin edilebileceği en yakın mesafe yüzlerce km uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildikleri tam olarak bilinmemektedir. Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girer.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)